mimar sinankastamonupiriSİVASsyriamanastırsivas eskisuriyealayhan1500 piri
• Konya - Meram Kızılören Hanı Rölöve-Restitüsyon-Restorasyon Projeleri

KONYA - MERAM KIZILÖREN HANI RÖLÖVE RESTİTÜSYON VE RESTORASYON PROJELERİ
KONYA MERAM
KIZILÖREN HAN
(KURUÇEŞME HAN)

KONYA TARİHÇESİ:
Konya’nın eski çağlardan, günümüze değin çok fazla değişime uğramayan bir ismi vardır. Söylentiye göre; eski çağlarda kente zarar veren bir canavarı öldüren kişiye şükran ifadesi olarak bir anıt yapılmış, bunun üzerine de bu olayı anlatan bir resim çizilmiştir. Bu anıta da İkonion ismi verilmiştir. Zamanla İkonion adı, İicconium’a dönüşmüştür. Roma döneminde İmparatorların adlarıyla değişmiş, Claudiconium, Colonia Selie, Augusta İiconium gibi isimlere dönüşmüştür. Bizans kaynaklarında Tokonion olarak geçen Konya’ya Ycconium, Conium, Stancona, Conia, Cogne, Cogna, Konien, Konia isimleri yakıştırılmıştır. Akrapların Kuniya dedikleri bu isim, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de değişmemiş, günümüze kadar gelmiştir.

Konya’nın ilk yerleşimi Neolitik Çağa (MÖ.8000–5500) kadar inmektedir. Bunu Kalkolitik Çağ (MÖ.5500–3500), İlk Tunç Çağı (MÖ.3500–2000) yerleşimleri izlemiştir. Ayrıca Karahöyük ve Ereğli’de yapılan araştırmalar Hitit döneminde de yörede yerleşim olduğunu göstermiştir. Neolitik Çağa ait yerleşimlerin Canhasan, Çatalhöyük ve Erbaa’da; Kalkolitik Çağa ait yerleşimlerin Canhasan, Çatalhöyük; İlk Tunç Çağına ait yerleşimlerin Alaaddin Tepesi ve Karahöyük’te olduğu yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır. Bu bakımdan Konya Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinin bulunduğu bir ildir.

Konya’nın Çumra İlçesi’nin 10 km. doğusunda yer alan Çatalhöyük’te yapılan kazılarda 13 yapı katı ortaya çıkarılmıştır. Buradaki en erken yerleşim katı M.Ö. 5500 yıllarına tarihlendirilmektedir. Burada ilk ev mimarisi ve ilk kutsalı yapılara ait özgün buluntularla karşılaşılmıştır. Çatalhöyükteki yerleşimin, şehirciliğin en iyi bilinen dönemi 7.ve11.katlarda ortaya çıkmıştır. Bu evler tek katlı olup, girişler damdaki bir delikten merdivenlidir. Evlerin duvarları sıvalı, üzerlerine resimler yapılmıştır. Bunlar eski çağ insanının duvarlara yaptığı ilk resim örnekleridir. Ayrıca Çatalhöyük kazısında ele geçen heykelcikler, ana tanrıça kültürü ibadetin başlangıcı ve zamanın inançları hakkında özgün bilgiler vermektedir.

MÖ. XIII. yüzyılda Hititler yöreye egemen olmuş, Eflatunpınar ve Ereğli’deki kaya kabartmaları da bu dönemden günümüze kadar ulaşmıştır. Hititlerin ardından yöre Friglerin ve Kimmerlerin egemenliğine girmiştir. MÖ. VII. yüzyılda Lydialıların, MÖ. VI. yüzyılda Perslerin egemenliğindeki yöre, Kapadokya Satraplığının sınırları içerisinde kalmıştır. Büyük İskender’in Pers Devletini Anadolu’da ortadan kaldırması ile birlikte MÖ.334’de Makedonya Krallığına bağlanmıştır. Konya yöresi MÖ. I. yüzyılda Pontus yönetiminde kalmış, daha sonra Pontus ve Romalılar arasında zaman zaman el değiştirmiştir. MS. VII. yüzyılın başlarında Sasaniler, yüzyılın ortasında Araplar kısa süreli de olsa yöreye hakim olmuşlardır.

Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Oğuz boyları Anadolu’ya hakim olmuş, Alparslan’ın komutanlarından Kutalmışoğlu Süleyman Şah Konya ve yöresini fethettikten sonra batıya yönelmiş, Anadolu Selçuklu Devleti de 1074’de kurulmuştur. Anadolu Selçukluları devletin başkentini İznik olarak seçmişlerse de I. Haçlı seferi sırasında İznik’i kaybedince Konya’yı kendilerine merkez yapmışlardır. Bundan sonra Konya Anadolu Selçukluları’nın mimari eserleri ile bezenmiş ve kısa sürede Anadolu’nun en gelişmiş kentlerinden biri olmuştur.

Anadolu Selçukluları döneminde Konya, kültür ve sanatta altın çağını yaşamıştır. Devrin ünlü bilginleri, filozofları, şairleri, mutasavvıfları, musikişinasları ve diğer güzel sanatların üstatlarını bir araya getirmiştir. Bahaeddin Veled, Mevlana Celaleddin başta olmak üzere Kadı Burhaneddin, Kadı Siraceddin, Sadrettin Konevi, Şehabettin Sühreverdi gibi bilginler, Muhyiddin Arabî gibi mutasavvıflar Konya’da yerleşmişler, verdikleri eserlerle şehri bir kültür merkezi haline getirmişlerdir. Özellikle Mevlâna fikir ve felsefesi ile insanlığı aydınlatmış, Mesnevi, Divan-ı Kebir gibi eserleri ile Anadolu’daki ilk aydınlanma felsefesinin temelini atmıştır. Nasreddin Hoca da güldüren ve düşündüren fıkraları ile Konya’nın kültür ve sosyal hayatının gelişmesinde büyük katkısı olan bilge bir kişidir.

Bu dönemde Konya’da kütüphaneler açılmış, tarih, edebiyat, felsefe, sanat, tıp, kozmoğrafya, hukuk ve din alanında, tarihi ve kültürel atılımlar yapılmış, buna bağlı olarak medreseler, camiiler, kütüphaneler, türbeler, çeşmeler, kaleler, hanlar, hamamlar, çarşı ve bedestenler, köprüler, saraylar yapılmıştır.

Konya, Anadolu Selçukluları’nın yıkılmasına (1308) kadar Selçukluların başkenti olmuş, daha sonra Karamanoğulları’nın eline geçmiştir. Yıldırım Beyazit 1398’de Konya yöresini Osmanlı topraklarına katmışsa da Ankara Savaşı’nda (1402) Timur’a yenilince Karamanoğlu Beyliği yeniden kurulmuştur. Bu arada Moğollar bir süre Konya ve yöresine egemen olmuşlardır. Bundan sonra Osmanlılar ile Karamanoğulları yöre için sürekli çekişmiş ve sonunda Fatih Sultan Mehmet Karamanoğlu Beyliği'’i 1465'’e ortadan kaldırıncaya Konya da Osmanlı topraklarına dahil olmuştur.
Fatih Sultan Mehmet Rumeli (Sofya), Anadolu (Kütahya), Rum (Tokat) Eyaletlerinden sonra dördüncü eyaleti merkezi Konya olmak üzere kurmuştur. Konya’daki Karaman eyaleti başına ilk zamanlarda, Osmanlı şehzadeleri vali olarak atanmışlardır. Bunlar, Fatih’in ortanca oğlu Şehzade Mustafa, küçük oğlu Şehzade Abdullah, Şehzade Mehmet’tir. Böylece bu Osmanlı şehzadeleri 1470’den 1513’e kadar eyaleti yönetmişlerdir. Kanuni Sultan Süleyman zamanında Şehzade II. Selim de burada valilik yapmıştır. Tanzimat döneminde eyalet için, Karaman adı yerine Konya denilmiştir.

Mevlevi kültürünün merkezi konumundaki Konya, Celali Ayaklanmalarında büyük zarar görmüştür. Daha sonra da Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa 1832’de kenti ele geçirmişse de yapılan Kütahya Antlaşması (1833) ile geri çekilmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında baş gösteren Delibaş ve Bozkır ayaklanmaları sırasında Konya bir süre isyancıların elinde kalmıştır. I. Dünya Savaşı’ndan sonra 22 Ocak 1919’da İngilizler Konya tren istasyonunu denetimleri altına almış, 25 Nisan 1919’da İtalyanlar burasını işgal etmiştir. Batı Cephesi’nde Yunanlılar’a karşı İnönü Savaşları’nın kazanılması üzerine, İtilaf Devletleriyle anlaşmazlığa düşen İtalya, 12 Mart 1920’de işgalden vazgeçerek geri çekilmiştir.  Böylece Konya işgalden kurtulmuştur.

Cumhuriyetin ilanı ile birlikte il konumuna getirilmiştir.


KIZILÖREN HAN (KURUÇEŞME HAN):

YAPININ YERİ:
Han Konya Beyşehir ilçesinde, Beyşehir yolunun 32.km’sinde yer almaktadır. Bugünkü karayolunun hemen yakınında bulunan eser adeta kervansaray özelliğini kaybederek bir höyük haline gelmiştir.

YAPININ TARİHİ:
Han’ın kitabesinden anlaşıldığına göre I.Gıyaseddin Keyhüsrev’in ikinci saltanat yılında 1207’de yapılmıştır. Kitabesinin şu anda çok az bir kısmı okunmaktadır. Kitabeninin mevcut kısımlarını İ.Hakkı Konyalı şöyle çevirmiştir. Bu ribat mamuresi deniz ve karaların sultanı emir-ül müminin yardımcısı fetih babası Kılıç-Arslanın oğlu keyhüsrev zamanında 604 tarihinde yapılmıştır.

YAPININ İNŞAAİ ÖZELLİKLERİ VE MİMARİSİ:

17.5x27 m.ölçülerindeki bir avlu ile 17.5x23 m.ölçülerindeki kapalı kısma sahip olan yapıya doğudaki dar cepheden sağlanmıştır. Fakat girişe ait herhangi bir mimari elemanın günümüze kadar ulaşmaması sebebiyle bu bölümle ilgili olarak kesin bir şey söylememekle birlikte mevcut veriler girişin Altınapa Hanı gibi dışarıya taşmayan bir şekilde yapıldığını göstermektedir. Beden duvarlarında yapılan tahribatlar içler acısıdır. Duvarların kaplama taşları sökülmüş, tonozları göçmüş. iç kısım adeta üst örtü ve beden duvarlarının yıkıntıları sonucu tanınamaz hale gelmiştir. Bugün hemen hemen taamı ortadan kalkmış halde olan kapıdan girilir. Oradan da yapının avlu kısmına geçilir. Girişin iki tarafında birer mekân bulunur. Bunlardan güneydeki mekânın, güney duvarındaki mihrap nişinden burasının mescit olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Mescidin üzeri kuzey-güney, diğer mekânın üzeri ise doğu-batı yönünde beşik tonoz ile örtülmüştür. Her iki mekânın girişleri karşılıklı biçimde avluya yakın bir bölümde medhale açılır. Hem bu mekânlar, hem de avlunun doğu ve batı kanatları büyük ölçüde tahrip olmuştur. Mekânlar mazgal pencerelerle aydınlatılmıştır.

Avlu büyük ölçüde tahrip olmakla beraber, günümüze ulaşabilen bazı izler bu bölümün plan sistemini ortaya koyacak niteliktedir. Buna göre avlu bölümünün planını şu şekilde özetlemek mümkündür. Methalden boyuna dikdörtgen olarak tasarlanmış avluya geçilir. Avlunun kuzey tarafında kalan bölüm güney kısma göre daha sağlamdır. Burada yaklaşık kare kesitli dört ayak birbirlerine kemerlerle bağlanmış, yine izlenebildiği kadarıyla ayaklarla beden duvarları arası ince bir duvarla örülerek kuzey kanatta Kızılören Hanında (Kuruçeşme Han) olduğu gibi üzerleri avluya doğru beşik tonoz örtülü eyvan biçiminde mekânlar yapılmıştır. Güney kanadın nasıl bir düzenlemeye sahip olduğu her ne kadar tam olarak anlaşılamıyorsa da bazı izler burada da yine avluya doğru beş kemer açıklığının bulunduğu, buna bağlı olarak da kuzeydeki gibi dört ayak sistemine sahip olduğu anlaşılmaktadır. Yalnız burada ayaklarla beden duvarı arasında kuzeydeki gibi duvar örgüsü mü. Yoksa bir kemer sistemi mi bulunduğu kesin olarak bilinememektedir

Kapalı kısmın taç kapısı ana girişe göre daha anıtsal bir görünümü vardır. Cepheden öne taşırılan bu girişin alınlığında kitabe bulunmaktadır. Bu bölüm karşılıklı beşer ayağın birbirine kemerlerle bağlanmasıyla oluşan iki destek sistemi ile üç sahına bölünmüştür. Karşılıklı ayaklar hem birbirlerine hemde uzun beden duvarlarına kemerlerle bağlanmıştır. Orta sahnın takviye kemerleri ayaklarda bulunan devşirme yassı sütunlara oturtulmuştur. Bu bölümde orta sahının tonozu tamemen, güneydeki sahnın tonozu ise kısmen çökmüştür.
YAPIDA KULANILAN MALZEME:
Yapıda tamamen taş kulanınmış olmakla beraber, devşirme antik malzemeden de büyük oranda istifade edilmiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:
Kızılören (Kuruçeşme) han ne yazık ki çevredeki kervansaraylar arasında en fazla tahrip olan yapı görünümündedir.

Yapı Anadolu Selçuklu eseri olup Giyaseddin keyhüsrev tarafında yaptırılmıştır. Bu han günümüze harap halde gelmiştir.

KAYNAKÇA:
─       İ.Hakkı Konyalı,Abbideleri ve kitabeleri ile Konya Tarihi ,Konya 1964,s.1026
─       K.Erdmann, Das Anatolische Karavansaray 13. jahrhunderts, Berlin, 1962, s.39-40
─       Ali Baş,beylikler dönemi hanları 1988
 

Bu sitede bulunan resimler telif hakları güvencesi altındadır. • İzin alınmadan kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz. 

Anı Anıtsal Yapıları Koruma Değerlendirme Ve Yapım  Mimarlık, Restorasyon A.Ş.
Adres:Aziziye Mahallesi Hava Sokak 24/8 Yukarı Ayrancı 06540 Çankaya/Ankara
Tel: 90 312 441 65 53 - Fax: 90 312 441 65 54

e-mail: anitsal@anitsal.com